"Sizi selamlarım kuzey denizi
uzaklardan gelen bu antik kartla
ah, ne kadar yorgunuz hepimiz
bütün bu zaman kayıtlarından
ki aşağı çeker herbirimizi
sizi selamlarım kuzey denizi
incilerden ve opallerden erden deniz
ne kadar da yabancı bir dile
benziyordun sen uzak beyaz noktalarınla
senin üzerinde gördüm ilk
su incileriyle çizilmiş bir kenti
kimsesiz bir kıyı boyunca yürürdün sen
bakışsız ve yaşı olmayan biri
iristen damarların, sisli kulelerin,
fosforlu çanlarınla
şiire en çok yaklaşan deniz
bırakıp giderdin sonr aiprek eldivenlerini
herkesin viyole bir bağ kurduğu o ıssız kumsalda
sizi selamlarım kuzey denizi
uzaklardan gelen bu antik kartla"
Daha sonra bu şiir için "Kuzey Defterleri" kitabını aldım 17.12.2001 tarihinde. Başlangıçta kitaptaki yazıları anlayamıyordum. Kelimeler, cümleler hem zor hem de yabancı geliyordu ama ben yine de okumaya devam ettim. Nihayetinde yine de anlamamıştım ama içimde tarifi mümkün olmayan bir his bırakmıştı.
O kitaptan tüm bu zaman içerisinde aklımda kalan en vurucu şiir şuydu:
"beyaz zambaklar kendilerine kapanıyor ve hiçbir şey onarmıyor nedeni bilinmeyen yaraları. isterinin eşiğindeki austro-macar soyluları, belirsiz bir sıkıntının yayıldığı bu jelatin saatlerde, ortodoks haçlardan süzülen yağmur yargılamıyor sizi ama yanına çağırmıyor da. biliyor musunuz, firavunlar da evlenemiyordu sevdikleriyle."
Aynı kitaptan:
"Acıların ağaç çileği tadı dillerinin üstünde hafifçe kaymaya başlarken bir örnek ponponlu bereleri yavaş yavaş kasketlere, berelere ve melon şapkalara ayrışıyor.
Mutlu bilinç dilde eriyen toz eker hızıyla göğe ağarken, çocukların o mutlu ve cana yakın yumrukları yerini küçük anlamlı el sıkışmalarına bırakıyor.
Ötekilerse yani şu mutlu azınlık dedikleri ağızlarında donmuş rafadan yumurta tadıyla her şeyin iyi gittiğini düşünüp çocukluk arkadaşlarını diğer yarıyı yani unutmaya çalışıyorlar. yaşantılarının ortaya çıkarmadığı bir çözümü arıyorlar."
![]()
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder