5 Aralık 2009 Cumartesi

intihara eğilimlilerin algısı filtrelidir

"the sky is not blue and the field is not green"

Geri kalan insanların, intihara eğilimli insanlara hayatın ne denli güzel; gökyüzünün mavi, çayırların yeşil, sokakların hayat dolu, seksin muhteşem olduğunu anlatıp durmaları nafile.
Görüntü beyinde oluşuo!

Ve intihara eğilimli insanlar gözlerinin hemen arkasında camdan bir filtre taşıyorlar. Karartılmış veya bulanıklaştırılmış saydam bir filtre.
Ve bu nedenle onlar için gökyüzü mavi veya çayırlar yeşil değil.
Onlar bağıra bağıra veya fısıldayarak Moby’den “Wait for me” söylerler:

["
I'm gonna ask you to look away
I love my hands, but it hurts to pray
Life I have isn't what I've seen
The sky is not blue and the field's not green
I'm gonna ask you to look away
A broken life will never stay
Tried to hard and I always lack
Days are grey
and nights are black"
]

Ama benim bu farkında olduklarımı elbette ki toplumun diğer bireyleri de biliyor. Bunun için çözümleri var. En popüleri din. Din insanın kendi hayatını almasını kesin olarak yasaklar. Ve din bize diğer dünyada, öyle veya böyle farklı bir hayatın mümkün olduğunu söyler. Sabretmemiz gerektiğini… Çünkü dini icat edenler dünyanın ne denli boktan olduğunun farkında olanlardı. Ve dinin bu telkinci yapısı intihara eğilimleri tedavi ettiği düşünür bir çoğu.
Ama din, beynimizdeki o camdan filtreyi temizlememize yardım etmiyor hiçbir zaman. Mevcut filtreyle yaşamaya sebat etmemiz gerektiğini söylüyor. O filtrenin ne denli karanlık olduğu önemli değil, dine göre önemli olan sebat etmek.

Bu nedenle intihar düşüncesinden kurtulması için dine yönlendirilen insan dinel karşılaştıktan sonra başka karanlıklara sürüklenir. Bu noktadan sonra intihar düşüncesi aklından çıkmaz ama din intihar etmeyi yasakladığı için kişi intihar etmeye cesaret edemez. Reddediş ve kabullenişler arasında sürüp giden çok daha acıklı bir hayat başlar.
Bu sefer kendini tamamen korkularla bezenmiş bir dini düşünceye adar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder