20 Aralık 2009 Pazar

aklımda yer etmiş yazılar

Ortaokuldayken derslerde o kadar sıkılıyordum ki çareyi kitaplardaki metinleri okumakta buldum.
Türkçe kitabının içindeki metinleri okuyor metinlerin içinde hoşuma giden kelimeleri balon içine alıyor ardından kelimelerin içindeki hecelerden çıkan harici kelimeleri de balon içine alıyordum.
Bu benim için bir oyun gibi olmuştu. Tabii bu sırada okuduğum bu metinlerden bazıları da aklımda çokça yer ediyordu ben farkında olmasam da.
Ortaokuldayken notlarım hala çok kötüydü çünkü ben işin ders kısmını sevmiyordum. Okumayı eğlence olarak görüyordum. Yine de ortaokul diploma notum çok kötü (3,12) geldi ise de bu okumalarım lisede meyvelerini verdi. Böylece nihayetinde üniversite sınavını da kazanmayı kolayca başardım.

Aşağıdaki yazılar bu dönemde aklımda çok ça yer eden ve yıllarza çeşitli satırları zihnimde yer edip dolaşıp duran metinler.


Nurullah Ataç "Günce" (7. sınıf)

"Baktım çocuklar uçurtma uçuruyor. Her yıl, ilkyaz aylarında, uçurtmayı gördüm mü, bir üzünç duyarım içimde, ağlamaklı olurum. Ben uçurtma uçurmadım ki! Çocukluğumda pek isterdim, o renk renk kâğıtlardan yapılmış uçurtmaların havalanmasına içimi çekerek bakardım. Annem bırakmazdı beni uçurtma uçurmama. Günah mıymış neymiş, öyle bir şey uydurmuştu.

(...)

Çocukluğum olmadı benim. Çocukluğu olmayanın gençliği de olmaz. Bir şey söyleyeyim mi ben size? İhtiyarlığı da olmuyor böylesinin. Hani güzel bir ihtiyarlık vardır, insan çocukluğunda yaptıklarını, gençliğinde yaptıklarını hatırlar, anlatır da gözlerinin içi parlar, ben kendimde değil, başkalarında gördüm onu. Çocukluğu, gençliği olmamış kişinin yaşlılığında da bir tatsızlık var, yalnız ölümü düşünüyor, ölümden korkuyor, işte o kadar."

Ahmet Haşim "Merdiven" (9. sınıf)

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak...

Sular sarardı... yüzün perde perde solmakta,
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta...

Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller,
Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,
Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?

Bu bir lisân-ı hafidir ki ruha dolmakta
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta...


Ahmet Hamdi Tanpınar
"Her Şey Yerli Yerinde" (9. sınıf)

Her sey yerli yerinde; havuz basinda servi
Bir dolap gicirdiyor uzaklarda durmadan,
Esya aksetmis gibi tilsimli bir uykudan,
Sarmasiklar ve bocek sesleri sarmis evi

Her sey yerli yerinde; masa, surahi, bardak,
Serpilen aydinlikta dallarin arasindan
Buyulenmis bir ceylan gibi bakiyor zaman
Sessizlik dokuluyor bir yerde yaprak yaprak.

Biliyorum golgede senin uyudugunu
Bir deniz magarasi kadar kuytu ve serin
Hazlarin aleminde yumulmus kirpiklerin
Yuzunde bir tebessum bu agir ogle sonu.

Belki ruyalarindir bu taze acmis guller,
Bu yumusak aydinlik dallarin tepesinde,
Bitmeyen ask turkusu kumrularin sesinde,
Ruyasi omrumuzun cunku esyaya siner.

Her sey yerli yerinde; bir dolap uzaklarda
Azapta bir ruh gibi gicirdiyor durmadan,
Bir seyler hatirliyor belki maceramizdan
Kuru guz yapraklari ucusuyor ruzgarda.

Rimbaud "H"

(Şu anda okuduğumda o kadar da heyecan verici bulmuyorum bu şiiri ama lise birde okuduğumda çok etkilenmiştim. O dönem belirsiz ve sürreal olanı çok fazla seviyordum. Lale Müldür'ü de aynı dönemde okumaya başladım)

Tüm korkunçluklar bozuyor. Hortense'ın o yıldırıcı davranılarını. Kendiliğinden bir sevdadır yalnızlığı; dipdiri bir sevidir yorgunluğu. Bir çocuk gözetiminde, nice nice çağlar ulusların yaman bir sağlıkbilgisi oldu o. Kapısı açık yoksulluğa. Orada, yaşayan kişilerin aktöresi, onun tutkusunda ya da eyleminde kaybolur gider. - Ey o korkunç ürpertisi ilk aşklann o kanlı toprakta, hem de hidrojenlerle pırıl pırıl! gidin, bulun Hortense'ı.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder