29 Ağustos 2010 Pazar
26 Haziran 2010 Cumartesi
Neden Gucci by Gucci Sport almadım?
Gucci by Gucci Sport bir erkek parfümü için 'yeni' bir tarz kabul edilebilir. Ama bir parfümün yakışıp yakışmayacağı parfümün güzelliğinden ziyade kişinin hayattan beklentileriyle alakalıdır.
Gucci by Gucci Sport içeriğindeki mandalina, greyfurt, vetiver ve patçuli ile aslında içerik olarak diğer erkek parfümlerinden çok da faklı değil ama alışık olmadığımız kadar meyveli. Bu başlangıçta burnumuza gelen meyve bolluğu kokusu onun "sport" kısmını vurgulayarak içeriğinde amber, tütün gibi daha ağır ve erkeksi kokular bulunan orijinal Gucci by Gucci'den ayırıyor.
Bu temel özelliği benim için onun en zayıf yönünü de imliyor: Ciddiyetsizliği.
Gucci by Gucci Sport'u kokladığımda evet eğlenceli ve yeni bir şey hissettim. Ama içimden almak gelmedi. Başlangıçta adını koyamadım ama sonra, kısa bir düşünüşün ardından soru geldi: Bu koku, benim kendi adıma yaratmayı istediğim imajla örtüşüyor mu?
Çünkü Gucci by Gucci Sport, daha ziyade, örneğin, tenis oynamaya giderken sürülebilecek bir koku. Sevdiği için değil birilerine özendiği için caz dinleyen zengin üniversite öğrencisi kokusu. Fazla 'preppy'.
Kariyerinin basamaklarını yeni tırmanmaya başlamış ve adımlarını hızlandırarak bir adım öne geçmeye çalışan, hırslı, hızlı ve çekici olmaya çalışan bir erkeğin kokusu değil. Sevimli ama prestijli değil.
Elbette ki herkes bir notasında parfümünün rehavet duygusu vermesini ister. Ama benim hissetmeyi istediğim rehavet, dünyayla dalgamı geçer keyfime bakarımdan ziyade, bir yaz akşam üstü, güneyde bir kıyıda, bir teknenin üstünde yüzüme vuran hafif meltemin yaratacağı freahlık hissi gibi olmalı.
Bu nedenle yaz kokuları deyince aklıma meyveden ziyade denizi çağrıştıran kokular geliyor.
Parfümün nüanslarını bulmak inanılmaz zor bir süreç olduğu için ve buna vaktim olmadığı için hiç riske girmeden Azzaro Chrome Legend aldım.
28 Mart 2010 Pazar
Moby 'One Time We Lived' by Mark Pellington
Moby'nin sevmediğim hiçbir şarkısı olmadığı için bu video'yu paylaşmış olmam extra sayılmaz ama burada dikkat edilmesi gereken şarkıdan ziyade klip. Oldukça sade, söylemek istediğini söylüyor ve yakın yüz çekimi duygusal bir bağ sağlıyor.
İnsanda nakarata eşlik etme ve haykırma isteği yaratıo.
Arka fonda hareketli bir müzik çalarken söylenen hüzünlü sözleri hep sevmişimdir. Moby de bunu çok iyi yapıyor....
27 Mart 2010 Cumartesi
İkinci İskenderiye Kütüphanesi vakası
Yeryüzündeki tüm bilginin (görüntü, ses, yazı...) tek bir ağ üzerinden paylaşılıp, bir chip'e sığdırılabilecek olması, uygarlık için ikinci İskenderiye Kütüphanesi vakasının gelmekte olduğunun göstergesi değil mi?
çağımızdan bir ilişki profili
bir arkadaşım. kız. bi keresinde, lisedeyken, sevgilim iç çamaşırmın üstüne sürtünerek boşaldı hamile kalır mıyım die sormuştu. çok sevimli, aklı karışık, ilişkileri de bi o kadar karışık bir kızdı. Lise bittikten sonra görüşemedik aradan 6 yıl geçti ve bugün internette yeniden konuştuk.
Bazı insanlar gerçekten değişmiyor. bu iyi bi şey mi, kötü bi şey mi gerçekten karar veremiyorum. şimdiki hayatı hala ilişkileri. bir çocukla beraber, tipi oldukça düzgün bir çocuk. Belli ki bu kızı sevio. Ama kız onu umursamıyor "o kim ki" diyor, çünkü aklı bir önceki sevgilisinde.
Bir önceki sevgilisi, 6 yıl sürmüş ilişkisi. Evlilik noktasına gelmişler. evlilik tarihleri bile belliymiş ama çocuk bunu aldatmış ve bizim kız da her şeyi iptal etmiş. Çocuk da hemen, zaten arkadaşı olan başka bir kızla evlenmiş. Ama ilişkinin izleri öyle hemen silinmiyor tabi... Ayrıldığı bu evli çocukla hala görüşüyor kız. Hala çok seviyor. karısının da bildiğini söylüyor. Çocuk sürekli arayıp soruyor. ama bizimki sadece canı isterse cevap veriyor.
ama buraya kadar pek de karışık sayılmaz. herhangi bir ilişki gibi. Şimdiki sevgilisinden bi iki ay önce çoook zengn bi çocukla beraber olmuş bir ay kadar. çocuğun 10 tane OPET'i Ataköy Marina'da yatı şoförü hizmetçisi bilmem neleri varmış. gittikleri her yerde kapıda karşılanıyorlarmış falan filan. tabii kız bu muamele karşısında kendini peri masalında gibi hissetmiş ve çocuğa aşık olmuş. obsesif bir kişliğe sahip olan bu kız aşık olunca çocuğu sıkmaya başlamış. 85 doğumlu olan bu marinli genç iş adamı bizim kıza iltifat ve haddini bildirmek için: "siktiğim karıların haddi hesabı yok, hiçbirinin yüzünü bile hatırlamıyorum ama seninle beraberim. İstediğin her şeyi yapmaya çalışıyorum ama sen hep daha fazlasını istiyorsun" demiş ve kızın tabiri ile "siktiri basmış" buna.
kız şu anda 6 yıllık ilişkisinin yeniden normale dönmesini istiyor. "Ama zaten biz beraberiz ki, hiçbir şey ayıramaz bizi köpek gibi sevio o beni" dio. ama zengin, genç iş adamı için de "şu anda çağırsa hemen koşarak giderim" dio. sanırım en acıklı durumda olan zengin olmadığı ve duygusal bir heves de hissetmediği için şimdiki sevgilisi. "umrumda değil. hiçbir şeyime karışamaz. o kim ki" diyor onun için.
Türk dizilerinin drama yapısını hep abartı bulurdum. ama artık onların gerçek hayattan alıntılandığına daha iyi inanıyorum.
12 Mart 2010 Cuma
9 Mart 2010 Salı
ABSOLUT & Spike Jonze Ortaklığı ile "I'm Here"
Spike Jonze'un Absolut Vodka ortaklığıyla çektiği yarım saatlik kısa filmi I'm Here insanın kalbini kıracak kadar güzel...
Being John Malkhovic, Adaptation, Jackass ve son olarak 2009'da, Where The Wild Things Are filmlerini yöneten Spike Jonze'un son çalışması Absolut Vodka ortaklığıyla ortaya çıkan yarım saatlik kısa metrajlı bir film olan "I'm Here".
Absolut, filmin İstanbul'daki gösterimini gayet yerinde bir kararla İstanbul Modern'de gerçekleştirdi... (Neyseki Taksim'deki berabat sinemalarda değil. Festivallerin örnek almalarını diliyorum)
Absolut, filmin İstanbul'daki gösterimini gayet yerinde bir kararla İstanbul Modern'de gerçekleştirdi... (Neyseki Taksim'deki berabat sinemalarda değil. Festivallerin örnek almalarını diliyorum)
Film, robotların -her ne kadar eski kuşak tarafından dışlansalar da- toplumsal yaşama iyiden iyiye entegre olduğu, birbirleriyle duygusal iletişim kurabildikleri bir çağda geçiyor. Asosyal erkek bir robot ile dişi cici bir robot birbirlerine aşık oluyorlar ve olaylar gelişiyor.
Ama olaylar, özellikle Amerikan sinemasında görmeye alışık olduğumuz gençlik filmlerindeki gibi parlak bir şekilde gelişmiyor. Her şey gittikçe daha trajikleşiyor ve coşkuyla başlayan aşk, bizim Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Aslı ile Kerem hikayelerinden çok iyi bildiğimiz bir fedakarlık sınavına dönüşüyor.
Olayların sarpasarması ve gittikçe absürdleşmesi Spike Jonze'un diğer filmlerinden de alışık olduğumuz bir durum. Ve sponsorlukla gerçekleşmiş bu filmde de bu yaklaşımını bozmuyor.
Asıl takdire şayan olan Absolut markasının trajediye dönüşen olaylar zincirini sahipleniyor olması.
Reklamlarda (veya pazarlamanın herhangi bir aşamasında) her zaman, durum ne kadar boktan olursa olsun pozitif olanı vurgulayın diye bir yaklaşım vardır. Ama bu yaklaşım, sergilenen -pseudo- mükemmel hayatlar bu çağda artık iç bunaltıyor.
Hayır, sörf yapan süper vücutlu gençler ile avuç içi kadar bikinili kadınların yuvarlak hatları; geniş beyaz gülümsemeli bir kadın ile bronz tenli bir adamın seks sahneleri bizde herhangi bir bağ yaratmıyor. Onların gerçek olmadığını biliyoruz...
Filmde bahsi geçen aşkın saflığının da gerçek olmadığını biliyoruz. Ama aşkı yaşayanların robot olması...
I'm Here, süper teknolojik bir çağda geçmiyor. Günümüzün tıpatıp aynısı bir çağda, benzer bir hızdaki benzer yaşam tarzlarını tasvir ediyor. Ve bu nedenle, -Spike Jonze aslında neyi amaçlamış bilemiyorum ama- filmdeki robotlar bana topluma yabancılaşmış veya toplumda doğru bi şekilde sosyalleşememiş gençlerin alegorisi gibi geldi...
Dışarıdan bakınca duygusal olarak yabancılaşmış/robotlaşmış olarak algılanan bu kitle aslında içlerinde güçlü bir ateş taşıyor.
Bu üslup ve bu içerik aslında bir çağ dönüşümünü de imliyor. "Ask for more" dönemi artık sona erdi. Artık paylaşımın, sürdürülebilirliğin, elektronik dahi olsa organik ilişkilerin poh pohlandığı bir çağdayız.
Dışarıdan bakınca duygusal olarak yabancılaşmış/robotlaşmış olarak algılanan bu kitle aslında içlerinde güçlü bir ateş taşıyor.
Film, bu genç kitle adına, onların, 'aşk' gibi yabancılaşma duygusuyla özdeşleştirilemeyecek incelikli duygularla dolu olduğunu ve bu duyguları 'paylaşmaya' nasıl da hazır olduklarını sakin bir şekilde anlatıyor.
Bu üslup ve bu içerik aslında bir çağ dönüşümünü de imliyor. "Ask for more" dönemi artık sona erdi. Artık paylaşımın, sürdürülebilirliğin, elektronik dahi olsa organik ilişkilerin poh pohlandığı bir çağdayız.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




























