Kendine has ritüelleri olan rakı, yarattığı paylaşım duygusu ile bambaşka bir çağa ait, neredeyse unutulmuş, tüm topluma yayılan bir aidiyet duygusunu körüklüyor

Avrupa'da, son yıllarda, fast food akımına karşıt olarak, "slow food" akımı gittikçe popüler hale geliyor. New York'ta saatlerce bir cafede oturmak akıl almaz/kabul edilemez bir davranış olarak görülür. Halbuki Avrupa'da arkadaşlarınla cafelerde geçirdiğin saatler gündelik ritüelin bir parçası.
Yemek yemeyi ihtiyaçtan ziyade bir keyif olarak gören bu anlayış aslında bizim kültürümüze hiç de yabancı değil.
Çok kişi tarafından paylaşılan ve uzun süre içilen nargile... Ona eşlik eden topluca oynanan masa oyunları... Ölüm sonrası dini ritüeller... Geniş tencereler... Rakı sofrası...
Bunların hepsi hayatın ayrıntılarına inen ve bundan zevk almayı, daha doğrusu, zevk yaratmayı amaçlayan ritüeller.
Saatlerce süren rakı masası muhabbeti, slow food yaklaşımının doğal bir yolla gelenekten beslenen versiyonu.
Dünyanın her yerinde alkol üretilir, içilir ve içilen bu alkol insanı rahatlatır/cesaretlendirir. Ama pek azı rakı gibi sizin dialog kurmanıza yardımcı olur.
Viski veya cin fazla bireysel ve kasıntı; bira veya votka ise fazla lakayıt ve şamatacı. Halbuki rakı bir adab ürünüdür. Bu adab, onun hangi bardakta, ne kadar, nasıl içileceğinden ziyade duruşundan ve geleneksel algısından ileri geliyor.
Viski gibi, bir barda öylesine oturup yudumlamazsınız rakıyı veya bira gibi bir bakkaldan kapıp hemen ayaküstü kafanıza dikemezsiniz. Ona her zaman kendine has ritüeller eşlik eder.
Rakı, rakı sofrasında mezeler eşliğinde içilir.
İster çok kederlenip yalnız için, ister neşelenip arkadaşlarınızla eğlenmek için, için bu durum değişmez: Her zaman duruma uygun bir sofra hazırlanır.
Bu sofra başında; rakı, yudum yudum boğazınızdan geçerken hayatı da yudumlamanıza yardımcı olur. Yaşadığınız o an, geçmişte yaşadıklarınız, gelecekten beklentileriniz hepsini yutkunursunuz...
İşte o an, o sofrada yanınızda biri varsa -ki bu genelde yakın bir dost olur- rakı dile gelmenize yardımcı olur. Üstünüze getirdiği olgunluk ve vakar, içinizdekileri, tıpkı boğazınızdan inen yudumlar gibi, yavaş yavaş dışarı yansıtmanıza yardım eder.
İçtikçe açılır, açıldıkça anlatır, anlattıkça rahatlarsınız...
Yaşanan bu paylaşım sadece bireysel rahatlamayı değil, topluma yayılan bir aidiyet duysunu da körükler.


